3 Ekim 2009 Cumartesi

TÜRK SİNEMASI ' ININ SORUNU ÜZERİNE

Belki farkında değiliz ama sinema hep çocukların, gençlerin gittiği
bir yer olmuştur. Çünkü onlar aldanmaya pek meraklıdırlar !

Günümüzde de sinema; ''Haydi sinemaya gidelim!'' değil gezerken
değişiklik olsun diye gidilen bir yerdir pastane, kafeterya,
restorant, lunapark gibi...

Sinema onu üretenler için bir sanattır belki ama izleyenler için
öyle değildir.

Şimdi yine çocuklar, gençler sokaklarda; çocuk ve genç olmayanlar
evlerde. Evlerde tv'ler var.. Onlarca kanalı ve dizisi, filmi olan.
Sinemalar dolabilmek için doğal olarak çocukların ve gençlerin
beğeneceği şeyleri sunmak zorundalar. Bu durumda, film şirketleri de
böyle filmler yapmak zorundalar. Günümüz filmlerine baktığımızda da
ne mantıklı ne insancıl olmadıklarını görürüz artık. Buna izleyici
kitlesinin yaş yapısı bir neden iken öteki bir neden de ''Her işi
yaparım abi, ne iş olsa yaparım abi'' türü işsizler sınıfına merak
salmış olan ''Sanat için en olsa yaparım yönetmenim'' türü sanatçı
türüdür. Geçenlerde bir kadın sanatçı şöyle dedi; (Kendisinden bunu
hiç ummazdım. Çünkü bana çok masum, çok aklı başında, çok edepli
görünmüştü.) ''Sanatımda sınır tanımam, gerekirse soyunurum da,
sevişirim de''. Ve öteki ay bu sanatçıya; ülkeyi allak bulak eden
bir sevişme sahnesi çekildi. İzlenme rekoru kırdı.

Şimdi; böyle izleyici kitlesiyle ve böyle sanatçı türüyle buluşan
sinema sanatı da çok para getirecek kolay yola sapıyor... Bir kadını
soymak, toplumu ağlatmakdan daha kolaydır ya da eğitmekten.

Sinema artık bir sanat değil iş yeridir ve dolması da gerekmektedir.
Müşteri nasılsa mal da öyle olur. Toplumlar gittikçe bencilleşmekde,
sorumsuzlaşmakda, mantık ve ahlak değerlerini yitirmektedirler.
Filmlere bakarsak uçuk kaçık filmler hep. Tek beğendiğim film; Babam
ve Oğlum'du... Senaryosu güzeldi, bir de baba rolündeki oyuncu
muhteşemdi. Oya işler gibi basit şeyler yan yana getirilerek bir
şaheser yapılmış. Yırtınılmamış hiç. Ama ne olursa olsun; böyle
güzel filmleri bile çocuklardan ve gençlerden başkası izlemek için
sinemaya pek gitmez, bekler evinde tv'de izler.

Recep İvedik'den daha güzel bir şey beklemiştim ama çok yanılmışım.
Kemal Sunal'ın filmlerinin teknolojiye uygulanmış biçimi olsa güzel
olurdu.

Her bir bölümü, başlı başına bir sinema filmi olabilecek diziler
var. Örneğin, dini diziler. O diziler eskiden, her bölümü ayrı bir
film olarak çekilse, sinemaların önlerinde uzun kuyruklar oluşurdu.
Tv dizileri de sinemaya sanatına da büyük zarar veriyor, insanın
sanatsal yapısına da.. Çünkü her bir bölümü, başlı başına muhteşem
birer sinema filmi olabilecek o diziler, bardakdan boşanırcasına
yağan yağmurlar gibi birbirleri ardınca tv'de boy gösteriyorlar ve
insanlar üzerinde zamanla etkisizleşmeye, bıkkıntıya da yol
açıyorlar.

Tv kanalları tüm gün, onlarca film dolu, çoğu insanın henüz hiç
izlememiş olduğu. İnsanlar onları izlemeye bile zaman bulamıyorlar.
Günümüzde artık sinema sanatı bir yol ayrımına gelmiştir, her şey
gibi: Ya kendisi olarak var olmayı sürdürmeyi başaracaktır ya da
kendisi olarak var olmayı başaramayarak var olmayı başaracaktır.

Eğer gerçekten nitelikli bir sinema sanatı istiyorsak; sinemanın
yozlaşarak değil de insanca gelişerek var olmasını istiyorsak
öncelikle sanatçılar nitelikli, ahlaklı, onurlu, ulusal, toplumsal
olmak zorundadır sonra da yapımcılar, yönetmenler, senaryocular...
Şimdiki haliyle sinema sanatı yani batı sinemasına benzemeyi kendine
amaç edinmiş haliyle insana, insanlığa insanca bir şey veremeyeceği
gibi zarar ve kötülük de verir.

Bir gerçek de şu: Eskiden figuranlar bile şimdiki baş oyunculardan
yakışıklı, karizmatik, olgun görünümlü, dost görünümlüydüler. Şimdi
ise bardan, pavyondan, podyumdan toplanan insanlara film
çektiriliyor.. Çok yanlış bir şey bu.

Nasıl ki ''Her işi yaparım abi'' diyenleri istemiyorsunuz; ''Her
rolü yaparım abi'' diyenleri de istememelisiniz. Kişilikli oyuncu,
her rolü oynamaz. Ama bakıyorum ki orospu rolünü oynamak için bile
yarışan kadın oyuncular; eşcinsel rolü oynamak için yarışan erkek
oyuncular var. Bu yüzden mi ne, neredeyse her Türk filminde bir
eşcinsel var nedense. Eski Türk filmlerinin hemen hepsinde pavyon,
meyhane olduğu gibi. Bunlar yanlış şeyler. Türk Sinema'sı şimdi çağ
atlamalıydı ama yaşam savaşı veriyor. Buna neden de işin kolayına
kaçmak oldu hep.

Yılmaz Güney Türk Sineması'na çağ atlatmanın kapısını açtıydı,
toplumsal filmleriyle. Kemal Sunal da Türk Sineması'ndaki güldürü
boşluğunu doldurmuştu, senaryocularının argo yanlışları dışında ama
yeni kuşak her şeyi yine berbat etti. Mahzun Kırmızıgül iyi bir
başlangıç yaptı yine de umarımarakası gelir ama onun da eksiği,
senaryolarındaki tutarsızlık. Örneğin; Beyaz Melek filmindeki zengin
ağanın, onca yaşlı hastayı İstanbul'dan taa doğuya kadar uçakla
götürmek yerine minibüsle götürdüğünü anlamış değilim.

Türk Sineması'nin; ahlaklı, bilimsel oyunculara, senaryoculara,
yönetmenlere, yapımcılara gereksinimi var.. Gerekirse devlet de
yardımcı olmalı. Yoksa ne Türk Sineması kalır ne Türk Halkı....

Ama önce Türk Sineması, duvarlarından Marlyn Monroe' nun, Angelina
Jolie' nin, Brad Pitt'in resimlerini indirip Cüneyt Arkın'ın, Yılmaz
Güney'in, Hülya Koçyiğit'in, Türkan Şoray'ın, Fatma Girik'in
resimlerini asmalı..

Saygılarımla.
Necdet Gürçiftçi
2009-eylül